20 Tem 2022

Boşanma Davasında Kadının Hakları

Boşanma TMK m.161 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir.  Genel anlamıyla boşanma eşlerin kanunda belirtilen sebeplere dayanarak mahkeme kararıyla evliliklerine son vermeleridir. Dolayısıyla boşanma için (i) geçerli bir evliliğin olması, (ii) tarafların sağ olması, (iii) kanunda belirtilen boşanma sebeplerinden birinin bulunması ve (iv) boşanmaya ilişkin mahkeme kararı olması gerekir. Bu şartları taşımayan durumlarda boşanma söz konusu olmaz. Dolayısıyla, geçerli bir evlilik yoksa, yani resmi nikah değil de dini nikah ile birliktelik yaşanıyorsa, boşanma söz konusu olmaz. Aynı şekilde, resmi bir nikah söz konusu iken mahkeme kararı olmaksızın sadece eşlerin ayrılığı veya geleneklerde yer aldığı gibi “boşol” şeklinde söylemler ile boşanma gerçekleşmiş sayılmaz. Bununla birlikte, boşanma için eşlerin kanunda sayılan boşanma sebepleri kapsamında bir neden ile boşanma davası açması gerekmektedir.

Kanunda boşanma için sayılan sebepler şunlardır:

Boşanma Davasında Ağır Kusurlar Nelerdir?

Kanunda ağır kusurlu haller tek tek sayılmamıştır. Bu husus her olayda ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kusur değerlendirmesini şu şekilde ifade etmiştir:

Bir davada verilecek olan boşanma kararında, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumları “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmelidir. Bu belirleme sağlıklı bir Yargıtay incelemesi için gereklidir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine has ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. (Y. HGK. 2018/11 E., 2021/1362 K.)

Yukarıda da açıklandığı üzere tarafların kusur durumları her dava nezdinde ayrı ayrı incelenmektedir.

Yargıtay kararlarında yer alan ağır kusurlu hareketlere örnek olarak şunlar verilebilir:

  • Sadakatsizlik (Y. 2. HD 2021/8421 E., 2021/9177 K.)
  • Eşe ve ailesine tehditvari konuşma, baskıcı ve müdahaleci davranışlar (Y. 2. HD. 2021/8908 E., 2021/8842 K.)
  • Evin kilidine değiştirmek suretiyle eşi evden kovmak (Y. 2. HD. 2021/7441 E., 2021/8842 K.)
  • Eşe fiziksel şiddet uygulamak (Y. 2. HD. 2021/7753 E., 2021/8826 K.)
  • Eşin hastalığı döneminde onunla ilgilenmemek, eşine ve evine ilgisiz olmak, alkol alışkanlığının olması ortak konuta içkili vaziyette gelinmesi (Y. 2. HD. 2021/7286 E., 2021/8751 K.)
  • Müşterek eve ve arabaya ses kayıt cihazı yerleştirilmesi (Y. 2. HD. 2021/7615 E., 2021/8516 K.)
  • Eşe hakaret etmek, onu aşağılamak, ailesinin eşe müdahalesine sessiz kalmak aileyle beraber eşe psikolojik şiddet uygulayıp eşi evden göndermek (Y. 2. HD. 2021/7438 E., 2021/8563 K.)

Boşanma Davasını Kim Açarsa Avantajlı Olur?

TMK. m. 166’da belirtildiği gibi eşlerden her biri boşanma davası açabilecektir. Ancak kusur ilkesi gündeme geldiğinde bu hususa bir sınırlama getirildiği görülmektedir. Şöyle ki; kural olarak eğer her iki taraf da kusursuz ise boşanmaya karar verilemez. Bununla birlikte tam kusurlu olan eş boşanma davası açamaz. Konuya ilişkin Yargıtay kararında şu ifadeler yer almaktadır: 

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinde "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. (Y. 2021/7286 E., 2021/8751 K.)

Boşanma davasında eşlerden hangisinin davayı açtığının bir önemi yoktur. Davayı açmayan taraf daha kusurludur şeklinde bir yaklaşım söz konusu değildir. Dava sürecinde kim daha az kusurlu tayin edilirse onun lehine hüküm kurulmaktadır. Sonuç olarak davayı açmış olmanın herhangi bir avantajı yoktur. Önemli olan dava dosyasına sunulacak deliller ve hukuki argümanlardır.

Çekişmeli Boşanmada Kadının Hakları Nelerdir?

  1. BOŞANMADA MADDİ TAZMİNAT HAKKI

Maddi tazminat boşanmanın mali sonuçlarından biridir. TMK. m. 174’de düzenlenmiştir. Buna göre; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.”

Maddi tazminat için öncelikle tazminat isteyen kadın kusursuz veya daha az kusurlu olmalıdır. Bununla beraber erkeğin kusurlu olması, kadının bir zarara uğraması, zararla erkeğin kusuru arasında bir nedensellik bağının varlığı, hukuka aykırılık unsuru gerekmektedir.

Maddi tazminata hükmedilebilmesi için boşanma kararının verilmiş olması zorunludur. Boşanma davası herhangi bir nedenle reddedilmişse o halde maddi tazminata hükmedilemez.

Son olarak, hâkim maddi tazminata re’sen karar vermez, kadının maddi tazminat konusunda istekte bulunmuş olması zorunludur.

  1. BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNAT HAKKI

TMK. m. 174 hükmüne göre “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Manevi tazminat amaç dışına çıkılarak bir taraf için zenginleşme diğer taraf için fakirleşme aracı olarak görülmemelidir. (YHGK, 17.06.2020. 2017/2-2207 E., 2020/435 K.)

Manevi tazminatta asıl amaç boşanmaya sebep olunan olaylar yüzünden manevi olarak yıpranan kadının kısmen de olsa kızgınlığın, üzüntüsünü dindirmektir.

Son olarak manevi tazminat isteyebilmek için kadının kusursuz veya daha az kusurlu olması, erkeğin kusurlu olması, bir zararın meydana gelmiş olması, meydana gelen zarar ile erkeğin kusurlu davranışları arasında nedensellik bağının varlığı, hukuka aykırılık unsuru gerekmektedir.

  1. KADIN İÇİN GEÇİCİ TEDBİR NAFAKASI

Tedbir nafakası boşanma davası süresince alınan geçici önlemlerden biridir. Kadına verilen tedbir nafakası boşanma sürecinde kadının maddi anlamda zor duruma düşmesinin önlenmesi amacı taşır. Tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için kadının talebine ihtiyaç yoktur. Hakim geçici önlemleri resen alır. Geçici tedbir nafakası kararı verilirken kusur dikkate alınmaz. Geçici tedbir nafakası verilirken erkeğin ödemeyi kabul ettiği miktardan daha azına karar verilemez.

Hakim kadın için geçici tedbir olarak nafakaya hükmedebileceği gibi çocuk içinde tedbir olarak nafakaya hükmedebilir. Eğer çocuğun geçici velayeti kadın eşe verilirse bu halde kadın çocuk için çeşitli masraflar yapacaktır. Bu masrafların karşılanabilmesi için erkek eş aleyhine çocuk lehine nafakaya hükmedilebilir. Böylelikle annenin maddi yükü azalmış olur. Çocuk için hükmedilen nafaka boşanma kararı verildikten sonra iştirak nafakası adı altında ödenmeye devam edecektir. Kadın boşanma davasında kusurlu olsa bile çocuk için erkek eş aleyhine nafakaya hükmedilebilir. Bu nafaka türü için herhangi bir talebe ihtiyaç yoktur. Hakim kendiliğinden hükmeder.

  1. KADININ YOKSULLUK NAFAKASI HAKKI

Evliliğin boşanma ile sonuçlanması nedeniyle kadının yoksulluğa düşmesi halinde kadın eş lehine, erkek eş aleyhine yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.  Yoksulluk nafakası tedbir nafakası gibi geçici bir önlem değildir. Hakim resen takdir etmez. Kadının bu hususta talepte bulunması gerekmektedir. Yine tedbir nafakasından farklı olarak kusur oranına burada yer verilmektedir. Konu ile ilgili TMK m.175’e göre; Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Yoksulluk nafakası, boşanma davası ile birlikte talep edilebileceği gibi boşanma kararı verildikten sonra da talep edilebilir.  Ancak, eğer nafaka boşanma kararının verilmesinden sonra talep edilecekse o halde kararın kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre olduğu hususu dikkate alınmalıdır.

  1. KADININ MAL REJİMİNDEN KAYNAKLI ALACAKLARI

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere taraflar arasından mal rejimine ilişkin bir sözleşme yapılmaması halinde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulama alanı bulur. Her eşin evlilik boyunca karşılığını vererek edindiği mal (ortak değerler), evliliğin bitmesi halinde eşler arasında paylaşılır. Dolayısıyla kadın evlilik süresince edinilen malların yarısını boşandıktan sonra alma hakkına sahiptir.

Boşanmada Hangi Mallar Paylaştırılmaz?

Öncelikle belirtmek gerekir ki mal paylaşımı davası açılabilmesi için boşanma kararının kesinleşmiş olması gerekir. Yani mal paylaşımı davası boşanma davası ile birlikte açılamayacaktır.

Boşanma davasında mal paylaşımı edinilmiş malların paylaşılmasıdır; her eşin evlilik boyunca karşılığını vererek edindiği mal, evliliğin sonlanması durumunda eşler arasında paylaşılır. Paylaşılmayacak mallar ise şunlardır:

  • Tarafların manevi tazminat alacakları
  • Evlilik öncesinde eşlerden birine ait olan mallar
  • Eşlerden yalnızca birinin kullandığı kişisel eşyalar
  • Eşlerden birine evlilik sırasında miras kalan mallar
  • Eşlerden birine yapılan karşılıksız kazandırmalar
  1. AİLE KONUTU ŞERHİ KONULMASINI İSTEME HAKKI

Anne, baba ve çocukların(varsa) birlikte yaşadıkları ev aile konutu olarak adlandırılmaktadır. Tapuda malikin erkek eş olduğu durumlarda boşanma davası devam ederken, mal kaçırma niyetiyle, konutun üçüncü bir kişiye devri söz konusu olabilmektedir. Bu durumun önlenmesi adına, karşı tarafın mağdur olmaması için, kadın eş tapudaki kayıtlara aile konutu şerhi konulmasını talep edebilmektedir. Bu şerhle beraber erkek eş diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

  1. ÜCRETSİZ AVUKAT TALEP HAKKI

Eğer boşanma davası açmak isteyen kadının adli yardıma ihtiyacı var ise bulunduğu ilin adliyesinden veya barosundan adli yardım talebinde bulunabilir. Bu durumda kadın eşe baro tarafından avukat atanır. Ayrıca mahkeme ve avukat harç ve giderleri kadın eş adına Devlet tarafından ödenir. Ancak bunun olabilmesi için yardım talebinde bulunan kadın eşin maddi durumunun yetersiz olduğuna dair belgeleri ibraz etmesi gerekmektedir.

  1. KADININ VELAYET HAKKI

Velayet hususunda önemli olan çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme çocukların velayetinin kimde olacağına karar verirken tarafların ekonomik durumunu, yaşam şekillerini, alışkanlıklarını, sağlık durumları, adli sicil kayıtları, evlilik birliği içerisindeki tutum ve davranışlarını, yeterli idrak gücüne sahip olmak kaydıyla çocukların taleplerini vb. birçok hususu incelemektedir.

Velayet hususuna ilişkin karar verilirken çocuğun yaşı önem arz etmektedir. Zira küçük çocukların anneye daha fazla ihtiyacı vardır. Boşanma davalarına ilişkin istatistiklere göre de Türkiye’de boşanma davalarının %75’inde çocuğun velayeti anneye, %25’inde babaya bırakılmaktadır. Oranlardan da anlaşılacağı üzere çocuğun babaya verilmesini gerektirecek özel bir sebep olmaması halinde (annenin akıl hastası olması, tarafların anlaşması, annenin çocuğun baba ile kişisel ilişki kurmasını engellemesi vb.) velayet genellikle anneye verilmektedir.

  1. 6284 SAYILI YASADAN KAYNAKLANAN KORUYUCU TEDBİRLERİN UYGULANMASINI TALEP ETME HAKKI

Boşanma davalarında bazen hiç istenmeyen durumlar söz konusu olabiliyor. Zira boşanmak isteyen kadına karşı erkek eş kin ve öfke duygularıyla hareket edip intikam amacı güdebiliyor. Bu ve benzeri durumlarda kadının 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’ da yer alan koruyucu tedbirlerden istifade edebilmesi mümkün kılınıyor. Koruyucu tedbirler arasında erkek eşin müşterek konuttan uzaklaştırılması, hakaret içeren söz ve davranışlarda bulunmaması, kadının iş yerine okuluna yaklaşılmaması vb. kararlar yer almaktadır.

  1. ORTAK KONUTUN ÖZGÜLENMESİNİ TALEP ETME HAKKI

Eşler hakkında boşanmaya karar verilince boşanmadan önce yaşadıkları ortak konutun kime özgüleneceği hususu tartışma konusu olabilmektedir. Bu tartışmaların giderilmesi için kadın eş boşanma davası devam ederken mahkemeden ortak konutun kendisine özgülenmesini talep etme hakkı vardır. Ortak konut malikinin erkek eş olması veya eğer ortak konutta kiracılar ise kira sözleşmesi tarafının erkek eş olması ortak konutun kadın eşe özgülenmesine engel bir durum değildir. Bununla beraber kadın eşin boşanmada kusurlu olması da ortak konutun kadın eşe özgülenmesine engel değildir.

  1. ÇOCUK İLE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKI

Çocuk ile kişisel ilişki kurulması hususu TMK. m.323-324 hükümlerinde düzenlenmiştir. İlgili hükümlere göre; “Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.”

Anne veya baba ile kişisel ilişki kurulması velayetin düzenlenmesinin bir sonucu olduğundan dolayı hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Yine velayet hakkında düzenlendiği gibi burada da asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Hakim kişisel ilişki kurulmasına karar verirken çocuğun eğitilmesini, yetiştirilmesini, huzurunun tehlikeye girip girmemesini, çocuk ile ciddi bir şekilde ilgilenip ilgilenilmediğini vb. hususları göz önünde bulundurur.

Boşanma sonrasında velayet hakkının babaya verilmesi halinde, yukarıda belirttiğimiz hususlara aykırı bir durum olmadığı sürece, hakim çocuğun anneyle kişisel ilişki kurmasına da karar verir. Anne, çocuk ile kişisel ilişki kurulması kararıyla birlikte genellikle çocuğu ziyaret etme, onunla buluşup vakit geçirme, onun yanında bir süre için birlikte kalma haklarına sahip olmakla beraber kişisel ilişki kurma kapsamı bunlarla sınırlı değildir. Hakim takdir yetkisi çerçevesinde çocukla anne arasındaki kişisel ilişkinin kapsamını çocuğun menfaatini de göz önüne alarak genişletebilir.

Ancak tüm bu ifade edilenlerle beraber velayetin babaya verildiği bir durumda eğer anne ve baba arasında çekişme varsa çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar velayet hakkına sahip babanın rızası dışında anne ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulamayacaktır.

  1. ÇOCUĞUN TESLİM EDİLMESİNİ TALEP ETME HAKKI

Yukarıda da açıkladığımız üzere velayet hakkı kendisine verilmeyen kadın eşin çocuğuyla kişisel ilişki kurma hakkı vardır. Bu hak kapsamında kadın eş çocuğuyla vakit geçirebilir, gezebilir, sınırlı günlerde çocuğu kendisinde kalabilir ve bunun gibi çeşitli ilişkiler kurabilir. Bu ilişkilerin kurulabilmesi için çocuğun öncelikle görüşülecek günde kadın eşe teslimi gerekmektedir. Ancak boşanma davasından kaynaklı olarak erkek eşin kadın eşe karşı öfke, kızgınlık, intikam gibi duygular beslemesi karşılaşılan durumlardan biridir. Bu halde erkek eş çocuğun kadın eşe tesliminden kaçınabilmektedir. Kadının bu durumda çocuğun kendisine teslimini talep etme hakkı doğacaktır. Teslimin nasıl olacağı sorunu ise uzun süre tartışmalara konu olmuştur. Bu sorunun çözümüne ilişkin eski uygulamada çocuk teslimleri cebri icra aracılığıyla oluyordu. Cebri icra yolunda çocuk velayet hakkı kendisinde olan eşten zorla alınıp kişisel ilişki kurulacak eşe teslim ediliyordu. Ancak bu tarz bir yöntem çocuğun psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler bıraktığından yeni bir uygulamaya geçiş yapılmıştır. Çocuğun cebri icra yoluyla teslimi tamamen kaldırılmıştır.

Yeni düzenlemelere göre artık çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilâmlar adlî destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri tarafından yerine getiriliyor olacaktır.

  1. KADININ ŞAHSİ EŞYALARINI TALEP HAKKI

Yukarıda da değindiğimiz üzere eğer taraflar arasında herhangi bir mal rejimi sözleşmesi yapılmamışsa taraflar arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır. Ancak edinilmiş mallara katılma rejimi gereği evlilik öncesinde kadına ait olan mallar veya evlilik sırasında kadına bağışlanan mallar kadının şahsi malı sayılmaktadır. Bu mallar erkek eşle paylaşılmayacaktır.

  1. ZİYNET EŞYALARINI TALEP HAKKI

Ziynet eşyaları altın gümüş gibi değerli madenlerden yapılmış takı olarak kullanılan süs eşyalarıdır. Boşanmaya karar veren eşlerin ziynet eşyaları hususunda anlaşamamaları çok sık karşılaşılan bir durumdur. Zira ziynet eşyaları kıymetli madenlerdir ve dolayısıyla maddi değerleri yüksektir. Ziynet eşyaları mal rejiminde edinilmiş mal olarak tasfiye edilmezler zira bunlar kişisel mallardır. Özellikle belirtmek gerekir ki düğünde kadına takılan tüm takılar (takan taraf erkek eşin ailesi olsa bile) kadının kişisel malıdır. Erkek eşin bu mallar üzerinde herhangi bir hak talebi mümkün değildir. Sonuç olarak boşanma sonucunda kadın düğünde kendisine takılan tüm ziynet eşyalarını talep edebilecektir.

Kaynak:

Türk Medeni Kanunu

Yargıtay Daire Başkanlığı