13 Nis 2022

Çocuk Sahibi Olmayı İstememek Boşanma Sebebi Mi?

Özellikle The Handmaid’s Tale dizinin yayımından itibaren üreme ve cinsel yaşamda özgürlük hakkı akıllarda yer etmiştir.  Bu özgürlükler ile bağlantılı olan ve geçmişte Demet Şener ile Cenk Küpeli’nin boşanması ile ilgili gündeme gelen, son zamanlarda ise Naz Elmas ile Erol Özmandıracı’nın devam eden boşanma davası ile ilgili ortaya atılan iddialarda tartışma konusu, eşlerden birinin çocuk sahibi olmayı istememesi halinde hukukun hangi eş yanında olacağıdır. Zira, çocuk sahibi olmak çoğu kişinin evlilik kurma sebebi olup, çocuk sahibi olmayı istememe tarafların evlilikten beklentilerini önemli derecede karşılıksız bırakmaktadır.

Eşi Çocuk Sahibi Olmaya Zorlamak Mümkün Mü?

Türk aile hukuku mevzuat ve içtihatları, eşleri çocuk sahibi olmaya zorlayan bir düzen kurmuş değildir. Buna göre, kimsenin üreme ve bir sonraki jenerasyonu üretme gibi bir ödev yükleyen kural, yasa veya içtihat bulunmamaktadır. Bu durum bireyler için olduğu gibi, evlilik birliğindeki eşler için de geçerlidir.

Dolayısıyla eşlerden biri, diğerini çocuk sahibi olmaya zorlayamaz. Nitekim Aile Hukuku kitabı kapsamına giren nişanlı ve evli çiftlerin çocuk istemini veya çocuk sahibi olma özlemini giderme yükümlülüğü veren bir Türk Medeni Kanunu hükmü bulunmamaktadır.

Çocuk Sahibi Olmayı İstememenin Hukuki Boyutu

Evlenmeyle birlikte çocuk sahibi olma beklentisi, evliliğin doğal ve makul ihtiyaçlarındandır. Bu doğrultuda, TMK m. 185 ile öngörülen eşlerin evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve birbirine yardımcı olmak yükümlülüklerinin, çocuk sahibi olma beklentilerinin karşılanmasını da içerdiği kabul edilmektedir. Nitekim, Türk Medeni Kanunu kapsamında evli olduğu kişiden başka biriyle çocuk sahibi olmak, evlilik birliğinin yüklediği ödevlere aykırı düşmektedir. Bu çerçevede, başka biriyle gerçekleştirilmesi kısıtlanan çocuk sahibi olma istemi, evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirlerine olan yükümlülükleri arasında değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı uyarınca, çocuk sahibi olmama serbestisini kullanma niyeti olan eşin, diğerine bu niyetini belli etmemesi, diğer taraf için evliliğin temel şartlarında eksiklik oluşturabileceğinden yola çıkarak makul görülmemektedir. Dolayısıyla, çocuk sahibi olma özlemi duyan bir eşin diğer eşin böyle bir düşüncesi olduğunu bilmeksizin evlenmesi ileride boşanma davasına sebep oluşturabilecektir.

Eşlerden biri bebek istemezse ne olur?

TMK m. 166/1 hükmü uyarınca, “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir”.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması aynı zamanda şiddetli geçimsizlik olarak bilinir. Bu halde, eşler arasında birlikte aynı evi paylaşmayı mümkün kılmayacak fikir ve duygu ayrılıkları olur. Çocuk sahibi olmak istemeyen bir kişi ile evlilik çatısı altında bir çocuk sahibi olmayı arzulayan diğer kişinin aynı evi paylaşamayacak hale getiren ilişkiyi temelden sarsan sebeplerden biri olarak kabul edilir.

Bu çerçevede, çocuk istememek boşanma sebebi olabilir.

Kısır olmak boşanma sebebi mi?

Kısırlık tek başına boşanma sebebi olamaz. Nitekim, kısırlık bir hastalıktır; akıl hastalığı dışında hiçbir hastalık boşanma için tek başına haklı bir sebep teşkil etmez. Ancak kısır olan eşin tedavisine destek vermemek, bebek sahibi olmak isteyen kısır eşe yardım etmemek, evliliğin eşlere yüklediği ödevlerin ihlali sayılır. Bu halde, kısır olan taraf eşinin kısırlık tedavisine destek vermemesi sebebiyle haklı nedene dayalı boşanma davası açabilir. Dolayısıyla kısırlık boşanma sebebi değildir; ancak çocuk sahibi olabilmek için tıbbi tedavinin gerekmesi halinde, eşinin tedavisine destek vermeyen eş kusurlu olarak kabul edilir ve tüp bebek gibi tedavilerde eşine yardımcı olmayan eş boşanmada kusurlu olarak kabul edilir. Mahkemenin bu boşanma davasını kabul ederek boşanmaya karar vermesi halinde, kısırlık tedavisine destek vermeyen eş kusurlu sayılır ve buna göre maddi ve manevi tazminat ile nafaka talepleri değerlendirilir. 

Bebek aldırmak boşanma sebebi mi?

Çocuk istememe ile gebeliği sona erdirme aynı kapsamda değerlendirilmemelidir. Evlilik içerisinde ana rahmine bir bebeğin söz konusu olması halinde, eşler diğerinin rızası ve açık izni olmaksızın kürtaj olamazlar. Aksi halde cezai yaptırımla karşı karşıya kalınır. Gebeliği sona erdirmeyi hiç kimse diğerine zorlayamayacağı gibi, 10 haftadan fazla olan bebeğin kürtajı (tahliyesi) cezai yaptırım gerektirir (Türk Ceza Kanunu m. 99, 100). Bu gibi hallerde, diğer eşin iznini almadan kürtaj olan eşe karşı boşanma davası açılabilir; bu boşanma davasında kürtaj olan eş kusurlu kabul edilecektir.

Çocuk istememek ile ilgili Yargıtay Kararları

...çocuk sahibi olmak için tedaviyi kabul etmediği şeklinde belirlenen kusurları nedeniyle tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yapılmış, 

Mahkemece, "taraflar eşit kusurlu" kabul edilmişler, buna bağlı olarak davalı-karşı davacı kadının maddi ve manevi tazminat istekleri reddedilmiştir. Oysa yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşine ve eşinin ailesine hakaret ettiği, ailesinin evlilik birliğine müdahalelerine sessiz kaldığı davalı-karşı davacı kadının ise, çocuk sahibi olmakistemediği ve eşini Ankara dışında yaşamaya zorladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı-karşı davalı erkeğin daha ziyade kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Yargıtay 2. HD. 22.10.2015, 2015/5240 E.

Davalı-davacı kadın, dava dilekçesinde belirtmiş olduğu ziynet eşyaların mevcutsa aynen mevcut değilse bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı-davacı koca vekili 04.01.2013 havale tarihli dilekçesinde ziynetlerin bir kısmının ev ihtiyaçları ve çocuk sahibi olmak için yapılan tedavi harcamalarında kullanıldığını beyan etmiştir. Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır. Bunların geri istenmemek üzere kocaya verildiği hususu davacı-davalı koca tarafından ispat edilmediğine göre davalı-karşı davacı kadının ziynetlere ilişkin davasının kabul edilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru değildir. Yargıtay 2. HD. 03.07.2014, 2014/4993 E.

Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan olaylarda kusurun tamamen davacı-karşı davalı erkekte olduğu belirlenerek erkeğin boşanma davasının reddine, kadının karşı boşanma davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı erkeğin mahkemece belirlenen kusurlu davranışlarının yanında davalı-karşı davacı kadının da çocuk sahibi olmayı istemediği, eşi için "adam değil" dediği ve eşinin ailesine ilgi göstermediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı-karşı davalı erkek de dava açmakta haklıdır. Öyleyse, erkeğin boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kocanın bağımsız ev açmadığı, kız kardeşlerinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, çocuk sahibi olmayı istemediği, buna karşılık davacı-karşı davalı kadının da çıkan tartışmalarda küfürlü konuştuğu, geçimsizliğe neden olan olaylarda her iki tarafın da kusurlu bulunduğu ancak mahkemenin de kabulünde olduğu üzere kusurun ağırlığının davalı-karşı davacı kocada olduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre koca da boşanma davası açmakta haklıdır. Davalı karşı-davacı kocanın davasının da kabulü ile boşanmaya (TMK md. 166/2) karar verilecek yerde, davasının reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 2. HD., 25.11.2013, 2013/14267 E.

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı (koca)'nın, annesinin davalı kadına hakaretine sessiz kaldığı, ailesinin kadını istemediği ve çocuk sahibi olmayı istemediği, davalı (kadın)'ın ise davacı eşine "sen erkek değilsin, erkeklik böyle yapılmaz" diyerek hakarette bulunduğu, birlik görevlerini yerine getirmediği ve eşinin ailesine de hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. Yargıtay 2. HD., 13.02.2015, 2014/16738 E.

Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere; boşanmaya sebep olan olaylarda çocuk sahibi olmak istemeyen, eşi hakkında kadınlığını kullanmadığını söyleyen ve birlikte yaşamaktan kaçınan davacı koca tam kusurludur. Davacının bu kusurlu eylemleri aynı zamanda davalı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Durum böyleyken, mahkemece davalı kadının manevi tazminat talebinin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 2. HD., 09.12.2013, 2013/16247 E.

Diğer taraftan, boşanma nedeni olarak kabul edilen söz konusu göz hastalığının belini koşullarının gerçekleşmesi halinde ileride doğacak çocuklar açısından kalıtsal özellik taşıması, daha açık bir ifade ile böyle bir ihtimalin varlığı dahi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı biçiminde nitelendirilemez. Böyle bir ihtimal, olsa olsa eşleri çocuk sahibi olup olmama konusunda bazı karar ve önlemlere götürebilir. Yargıtayımızın bir çok kararında da açıkca dile getirildiği üzere "kısırlık" olgusu dahi tek başına bir boşanma nedeni değildir. Eşlerden birinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı bir rahatsızlık sebebiyle ya hiç, ya da sağlıklı çocuklara sahip olmaması bir çeşit "semavi afet"tir. Eşlerin birlikte göğüslemeleri gereken böyle bir durumda sağlıklı eşin boşanmayı istemesi meşru, haklı, adil ve iyiniyetli bir düşünce olarak kabul edilemez. Yargıtay 2. HD., 18.02.1991, 1990/10764 E.

Mahkemece taraflar “eşit kusurlu” kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş, bunun dayanağı olarak da, davalının eşini eve almadığı, davacının da davalının çocuk sahibi olabilmesi için gerekli tedaviyi kabul etmediği gösterilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalının geçirdiği bir ameliyat sonrası doğal yolla çocuk sahibi olma ihtimalinin azaldığı, bunun üzerine üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin (tüm bebek) önerildiği, davacının bunu kabul etmeyerek evden ayrıldığı ve “yeniden evleneceğini” söyleyerek, eşinin evden gitmesini istediği, davalının da, kapıyı açmayarak kocasını eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Baskın kusuru ile boşanmaya yol açan taraf da, koşulları varsa kusuru az olan diğer tarafa tazminat ödemekle sorumlu tutulmalıdır. Hal böyleyken, tarafların “eşit kusurlu” kabul edilmeleri ve buna bağlı olarak davalının tazminat taleplerinin reddedilmesi doğru görülmemiştir. Yargıtay 2. HD., 04.07.2012, 2012/35 E.

Davacı tanıklarının beyan ettikleri olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği, tarafların 2007 yılının ikinci ayında birlikte “tüp bebek” tedavisine girdikleri anlaşılmaktadır. Bebek sahibi olmayı arzu ettiklerine, bunun için üremeye yardımcı tedavi yöntemlerine başvurduklarına göre, bu hal önceki olayların affedildiğini, en azından  hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan olaylar ise boşanma sebebi olmaz. Evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kanıtlanamamıştır. Bu itibarla davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Ancak, bu husus temyiz edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. Yargıtay 2. HD., 11.06.2009, 2008/9138 E.

Kaynak: Yargıtay Başkanlığı