25 Mar 2022

Boşanmada Mehir Alacağı Talep Edilebilir Mi?

Mehir Ne Demek?

İslami doktrinde mehir, eş ile bir ömür birliktelik niyetinin göstergesi ve Allah’tan kadına bir bağıştır.

İslam hukukundan bu yana kadını koruma amacıyla halen kullanılan bir yöntem olan mehir Kur’an’da emredilmektedir ve mehrin ödenmesi zorunludur. Mehir, evliliğin bir neticesi olarak kocanın, genellikle kadının evlenme sırasında belirlediği bir şeyi, kadına armağan etmesidir.

Mehir, Roma hukukunda “donatio ante/propter nuptias”, Yahudi hukukunda “kettuba (mohar)” ve “mattan”, Ortaçağ Alman hukukunda “wittum” olarak karşılık bulur.

Boşanma Avukatı İstanbul

Mehir Ne Zaman Verilir?

Mehir olarak isimlendirilen armağan, evlenme anında ya da devamında, ya da evliliğin sona ermesi halinde kadına verilebilir.

Mehr-i muaccel (nikah sırasında ödeme) veya mehr-i müeccel (sonraki bir tarihte ödeme) olarak mehir kararlaştırılabilir. İslam hukukuna göre mehir kararlaştırılmasa dahi kadının hakkı bakidir ve lehine mehr-i misil doğmaktadır.

Mehir ve başlık parası

Türk örf ve adetlerinde kalın ve başlık parası mehirin karşılığı olarak kabul edilebilir. Ancak mehrin evliliğin neticesi olması, başlık parasından ayrıştığı noktadır; başlık parası evlenmenin şartı olarak kabul edilir, mehir ise evliliğin bir neticesidir. Ayrıca başlık parası kızın ailesine verilirken, mehir kadına verilmektedir.

Mehre ilişkin anlaşmaların Türk hukukundaki yeri

Türk hukukunda müspet hukuk açısından mehir ile ilgili düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay, mehir anlaşmalarının hukuki niteliği konusunda tam bir görüş birliğinde olmasa da, mehir senedini ispat vasıtası olarak geçerli bir delil olarak kabul edilmektedir. Yazılı bir mehir sözleşmesi bağışlama vaadi olarak nitelendirilebilir.

Boşanmada Mehir Talep Edilebilir Mi?

Esasen boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin sözleşmeler hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli sayılmasa da, boşanmanın sonuçlarına ilişkin tali (ikincil) konularda tarafların karşılıklı olarak anlaşmaları hukuken mümkündür. Dolayısıyla, sözleşme serbestisi ve ahde vefa ilkesi çerçevesinde hakim taraflar arasındaki anlaşmayı onaylayabilir. Buna göre, mehir senedi olması halinde hakim, mehre ilişkin bir borcun varlığına kanaat getirerek boşanma kararında borcun ödenmesine karar verebilir. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir olayda mehir olarak evlenene verileceği vaad edilen taşınmazın, mehir senedinin hukuki yapısı gereği, bağışlama vaadi olduğunu kabul edip taşınmazın devrinin resmi şekle tabi olması gerektiğini belirtmiştir.

Ancak mehir, bazı hallerde mahkemece, kocanın boşanma hakkının kullanılmasının engellendiği veya kadının bu şekilde boşanmaya ikna edildiği benimsenerek kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi sebebiyle onaylanmamaktadır.

Mehir alacağına ilişkin taleplerin boşanma avukatı tarafından ispat edilmesi mehir alacağının mahkemece kabul edilmesi bakımından son derece önemlidir. Nitekim genellikle ispata ilişkin olarak ihtilaflar çıkmaktadır. Senede bağlı taleplerin senetle ispat edilmesi, karşı tarafça senet ile karşılık verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla mehir alacağının tanıklar ile ispat edilip tahsil edilmesi hukuken mümkün değildir.

 

Mehir Alacağının Zamanaşımı Süresi

Mehir alacağı Türk Borçlar Kanunu kapsamında bağışlama sözleşmesi olarak değerlendirileceğinden, anılan Kanunun genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık süre mehir alacakları bakımından da uygulama alanı bulacaktır. Söz konusu 10 yıllık zamanaşımı süresi, boşanma ile veya ölüm ile evliliğin bittiği tarihten itibaren başlar. Mehrin borçlusu olan erkek eşin ölümü halinde, mehir borcunun erkeğin mirasçıları tarafından terekeden ödeme yapmak şeklinde yerine getirilmesi gerekir.

Boşanmada Mehir Alacağının İspatı

Mehir alacağı senetle ispat hükümlerine tabi olup, mehir borçlusu tarafından imzalanan yazılı bir senet, borcun varlığını ispat için yeterlidir. Tanıkla ispat mehir alacaklarında hukuken mümkün değildir. Mehir bir miktar para değil de bir malın devrine ilişkin verilmiş ise, tapu işlemlerinin yapılmış olması icap eder. 

Mehir Alacağına İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Emsal Kararları

davacı kadın 08.08.2000 tarihinde evlenmeden önce davalı eşinin 02.08.2000 tarihli mehir senedini imzaladığını, ancak eşinin kusurlu hareketleri ile ayrılmalarına rağmen mehir senedinde belirtilen ziynet eşyalarının kendisine hiç teslim edilmediğini ileri sürmüş; davalı ise mehir senedinde belirtilen ziynet eşyalarının düğünde davacıya takıldığını ve teslim edildiğini, ayrılık sırasında da davacının hakimiyetinde kaldığını savunmuştur. 
27. Hemen belirtmek gerekirse, davacının dava ettiği ziynet eşyalarının, düğünde takılan altınlar değil, evlenmeden önce mehir senediyle verildiği belirtilen ziynet eşyaları olduğu açıktır.  
28. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı karine olmakla birlikte somut olayda, mehir senedinde verileceği belirtilen ziynet eşyalarının davacıya teslim edildiği hususunun davalı tarafından yazılı delille ispatı gerekir. Her ne kadar taraflar arasındaki mehir senedinin evlilikten altı gün önce düzenlenmiş olması nedeniyle evliliğe yönelik olduğu bu nedenle tarafların iddialarını tanıkla ispatlayabilecekleri düşünülebilirse de, HMK’nın 203/1-a maddesinde sayılan yakın hısımlar arasında dahi, eğer ortada yazılı bir delil varsa, aksi savunmaların ispatı ancak aynı yazılı delille mümkündür (HMK md. 201).  Hukuk Genel Kurulu, 30.06.2020, 2017/1538 E.,  2020/485 K.

Mehrin sözlük anlamı; “İslam hukukunda evlenme ile erkeğin, kadın üzerinde elde ettiği haklara karşılık kadına verdiği değerli şey”dir. Mehri muaccel; “İslam hukukunda erkeğin, nikâhtan önce kadına verdiği mehr” ve mehri müeccel ise; “İslam hukukunda erkeğin, nikâhtan (ve hatta evlilik sona erdikten) sonra kadına verdiği mehr” olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Ankara, 1996, s:529). 
Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı gibi mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında veya devamı sırasında ya da evliliğin sonra ermesi hâlinde kadına verdiği belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan armağandır. 

Medeni Kanun, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaat edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehr, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (2.12.1959 tarihli, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Hukukumuzdaki sözleşme serbestisi ilkesi gereğince de kocanın yüklenmiş olduğu edimini yahut bağışlama yönündeki vaadini koca dışında bir üçüncü kişinin de üstlenmesine engel bulunmamaktadır. Ancak mehri müeccel, ileriye yönelik bağışlama vaadi niteliğinde olduğundan, koca dışında üçüncü kişinin durumu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK'nın 288. (BK’nın 238.) maddesinde düzenlenmiş bağışlama vaadidir.
Mehrin tanımına yer verildikten sonra 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) uyuşmazlık ile ilgili maddeleri de incelenmelidir. 
TMK’nın “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine yer verilmiştir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.
Kanun’un 185. maddesinde;“Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” hükmüne yer verilmiş iken; 186. maddesinde ise; “ Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler beraberce yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 
Davacı ile davalı ...'ın 29.07.2004 tarihinde evlendikleri, diğer davalı ...'ın davacının kayınbabası olduğu, taraflar arasında düzenlenen 01.08.2004 tarihli "Mihr Senedi" başlıklı belge ile davalılar tarafından davacıya altın ve ev eşyalarının verileceğinin kararlaştırıldığı, sonrasında senette belirtilen 150 gram altın ile bir takım yatak odasının alındığı, davalı eşin Danimarka’da çalıştığı, davacı eşin Danimarka’ya gidene kadar davalı kayınbabası ...'ın evinde yaşayacağının kararlaştırıldığı, ancak eşlerin Konya 2. Aile Mahkemesinin 2011/23 Esas ve 2012/59 Karar sayılı kararı ile boşandıkları ve boşanma hükmünün 11.03.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasında davacı eşin Danimarka’ya davalı ...'ın evinde yaşadığı dönemde mehir senedi ile kendisine verilen 150 gram altını saklaması için davalı ...'a teslim ettiği, bu altınların davacının Danimarka'da olduğu dönemde 04.10.2005 tarihinde meydana gelen hırsızlık olayı ile evden çalındığı konularında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. 
"Mihr Senedi" başlıklı belgede yazılı 150 gram altına yönelik olarak yapılan bağışlama taahhüdünün yerine getirdiği hususu tartışmazsızdır. Davalı eş Güven senette vaat ettiği 150 gram altına yönelik taahhüdünü yerine getirdiğine göre, bağışlanan bu altınlar davacı kadının kişisel malı olduğundan ve davacının elinden zorla alındığına dair bir iddia da bulunmadığından bu talep yönünden yerel mahkemece davalı ... bakımından verilen davanın reddi kararı doğru bulunmuştur. 
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4/1. maddesi, Türk Medeni Kanunu'nun üçüncü kısmı hariç ikinci kitabından (TMK m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların aile mahkemesinde bakılacağını belirtmiştir. 150 gram altın davacıya teslim edildikten sonra, davalı ...’e saklanmak üzere verilmiştir. Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatan tarafından verilen şeyi kabul ve onu güvenli bir yerde saklatan yararına saklayıp korumak ve sözleşme sonunda saklatana geri vermekle yükümlü olduğu bir sözleşmedir. Saklama borcu doğuran sözleşmeler davanın açıldığı tarihe göre yürürlükte bulunan TBK’nın 561 ila 580 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Mehir senedinde belirtilen ve çalınan 150 gram altına yönelik davalı ... aleyhine açılan dava aile mahkemelerinin görevine girmeyip uyuşmazlık Kadir bakımından genel mahkemelerde çözümlenmelidir. Bu nedenle de yerel mahkemece tefrik yönünde verilen karar da yerindedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26.03.2019, 2017/451 E., 2019/355 K.

Mehir Alacağına İlişkin Yargıtay İçtihatları

Mehir senedinden dolayı alacaklı olduğunu, bu nedenlerle davalılarca yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6, HMK m. 190/1). Davacı kadın, dava dilekçesinde talep ettiği mehir alacağının 1 kilo iken 100 gr altının ödendiğini ve 900 gr altının istendiğinde kendisine ödenmesinin kararlaştırıldığı halde ödenmediğini iddia etmiş ve mehir senedi sunmuştur. Davalılar ise senet altındaki imzaya itiraz etmedikleri gibi evliliğin devam ettiğini muaccel hale gelmeyeceğini, 900 gr altın bedeline tekabül eden meblağın davacının abisine ödendiğini ve bunun bu taahhüde karşılık olmasının kararlaştırıldığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmiş, icra inkar tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 06.07.2021, 2021/4195 E., 2021/5838 K.

Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davaya konu senedin malen kaydı ile düzenlendiğini, davacının senedi teminat olarak verdiğini ileri sürdüğünü, davalının ise senedin mehir olarak verildiğini savunduğunu, mehrin kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da daha sonra kadına verdiği belirli bir mal ya da para veya ekonomik değeri olan armağan olduğu, Türk Medeni Kanunu'na göre mehir verilmesinin yasaklandığına dair bir düzenleme bulunmadığı, senede karşı senetle ispat kuralı gereği davacının senedin teminat senedi olduğu iddiasını senetle ispat etmesi gerektiği, davacının davaya konu senedin teminat olduğu ve teminat foksiyonunun kalmadığı iddiasını yazılı delille kanıtlayamadığı gibi yemin teklif etme hakkının hatırlatılması üzerine yemin deliline de dayanmadığı, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteğinin esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.04.2021, 2020/3104 E., 2021/4194 K.

Eldeki davada davacı kadın dava dilekçesinde mehir senedinde yazılı bulunan (muhtelif altın yüzük, bilezik) 1 kg altın, 10.00 Euro ve ev eşyalarının payına düşen bedeli 65.000,00 TL'yi talep etmiştir. Ne var ki, davacı dava dilekçesinde ziynetlerin ayarı, cins ve miktarını açıkça belirtmediği gibi, hüküm yerinde esas alınan raporda da talep edilen ziynetler konusunda net bir belirleme yapılamamıştır. Hal böyle olunca, mahkemece HMK 31. maddesi gereğince hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında davacıya dava konusu ettiği ziynetler hakkındaki talebi açıklattırılarak, buna göre usulüne uygun olarak seçilmiş uzman bilirkişiden yeniden ev eşyaları ve ziynetlerin cins, nitelik, miktar (ayar ve gram) ve değerlerinin açık açık gösterilmesi suretiyle rapor alınması, hasıl olacak sonuca göre de taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.06.2020, 2020/958 E., 2020/2825 K.

Davacı-karşı davalı kadın tarafından boşanma davası ile birlikte evlenirken düzenlenen mehir senedi nedeniyle 101 adet cumhuriyet altınının aynen olmadığı taktirde bedelinin iadesi talep edilmiş, davalı-karşı davacı erkek tarafından evlenirken taraflar arasında mehir senedi düzenlenmediği iddia edilmiş olup, Küçükçekmece 6. aile mahkemesinin 2016/224 esas, 2017/408 karar, 07/06/2017 tarihli kararı ile tanık anlatımlarından bu şekilde bir mehir belgesi düzenlendiği ve 101 altın olarak belirlendiği gerekçesi ile mehiralacağı davasının kabulüne karar verildiği, davalı-karşı davacı erkeğin istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye mahkemesi 38. Hukuk Dairesinin 2018/397 esas, 2020/768 karar sayılı ilamı ile " dava konusu mehireşyalarının taraflar arasında senede bağlanmış olduğu öne sürülmesine karşın delil olarak sunulan senet imzalı değildir. Dolayısıyla kadın, erkeğin senette belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve senede bağlı bir ziynet eşyası alacağı olduğunu ispatlamak zorundadır. Evlenme sırasında mehir senedi düzenlendiği konusunda kadının soyut tanık beyanlarının hükme esas alınması tek başına iddiayı ispata yeterli görülmemiştir" şeklindeki gerekçe ile mehir alacağı davasının reddine karar verilmiş, bu karar davacı-karşı davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine yer verilmiştir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. Davacı kadın tarafından dava konusu mehir eşyalarının taraflar arasında senede bağlanmış olduğu öne sürülmesine karşın delil olarak sunulan senet imzalı değildir. 
Dolayısıyla kadın, erkeğin senette belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve senede bağlı bir ziynet eşyası alacağı olduğunu ispatlamak zorundadır. Davacı kadın mehir senedine dayalı alacak davasını gösterdiği diğer delillerle kanıtlayamamıştır. Ancak, davacı dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmıştır. İspat yükü kendisine düşen ve davasını diğer delillerle kanıtlayamayan davacı tarafa, diğer tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225 ve devamı maddelerindeki yeminle ilgili usul işlemleri yerine getirilip, gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.11.2020, 2020/4902 E., 2020/5437 K.

 

Kaynak: Yargıtay Başkanlığı